26 Eylül 2009 Cumartesi

Eurobasket 2009 Analizi

İspanya'nın fazla zorlanmadan şampiyonluğa ulaştığı, milli takımımız adına buruk sona eren 2009 Avrupa Şampiyonasını geride bıraktık. Milli takımımızın neler yaptığını uzun uzun anlatmaya hiç gerek yok. Çünkü Türk halkı olarak televizyondan 12 Dev Adam'ın maçlarını takip ettik ve maçlardaki performanslarını hep beraber gördük. Çok iyi başlayan ve mükemmel devam eden turnuva, bizim için 6'lı grubun son maçında Slovenya'ya yenilmemiz ve Yunanistan'la eşleşmemizin ardından hüsranla sonuçlandı.

Çeyrek finalde Yunanistan ile başa baş mücadele etmemize rağmen maçı kaybetmemiz, madalya umudumuzu erken sonlandırdı. Maçın normal süresinde, bitime 37 saniye kala Ömer Onan'ın kaçırdığı üçlük, uzatma periyodunda hakemin Yunanistan leyine verdiği taraflı kararın üçlükle sonuçlanması, Hidayet'in son hücumda amatörce topu kaybetmesi, her şeye rağmen son saniyelerde Ender ile bir kez daha ayağımıza gelen fırsatı değerlendiremememiz bizi madalyadan etti. 2001'den sonra basketbolda madalyaya bu kadar yaklaşmışken ve en önemlisi takım olarak müthiş oynarken, Slovenya'ya son topta kaybetmemiz ve çeyrek finalde Yunanistan'la eşleşmemizin ardından gelen hatalar zincirinin bir anda tüm umutları yok etmesi hepimizi çok üzdü.

Yunanistan mağlubiyetinin ardından oynadığımız klansman maçlarında da, oyuncularımızın aklı hala kaybedilen madalyadaydı zaten. Bu moralsizlikle önce Fransa'ya, ardından Rusya'ya yenildik. Turnuva bittiğinde de şöyle bir durumumuza baktığımızda "nerden nereye" veya "böyle mi olacaktı" dedik hep beraber. Yunanistan'la beraber turnuvanın en iyi basketbolunu oynayan takımken, turnuvayı 8. tamamladık. Çeyrek finalde, hakemin yanında yanlış hücum tercihlerimize de mağlup olduk ama, klansman maçlarında tamamen FIBA'nın maç programına yenik düştük. Yunanistan'a kaybettikten sadece 12 saat sonra Fransa karşısına çıktık. Bizden 24 saat daha fazla dinlenme süresi bulan bir takıma karşı oynamamıza, Fransa'nın maçı kazanması halinde 2010 Dünya Basketbol Şampiyonasına katılma hakkı kazanacağının ekstra motivasyonu eklenince, önce Fransa'ya, arkasından da Rusya'ya mağlup olduk. Bu maçlar önemsenmez ama Avrupa 5.si olmakla Avrupa 8. olmak arasında da önemli bir fark var aslında. 2010 öncesinde ülkemize Avrupa 5.si sıfatıyla dönmek bize prestij bakımından daha çok şey katacaktı.

Sonuç olarak ilk maçından beri madalya diye sayıkladığımız, 2009 Avrupa Şampiyonası'nı trajik bir şekilde 8. olarak noktaladık. Artık en kısa zamanda bu turnuvayı unutmamız ve yaptığımız hatalardan ders çıkarmamız lazım. 4 yıldır beklediğimiz, ülkemizde düzenlenecek olan 2010 Dünya Şampiyonası'nda şampiyonluğa oynayacak bir takım olmak için de radikal kararlar almalıyız.

Öncelikle Türk basketbol seyircisi olarak, Tanjevic'i Fenerbahçe Ülker'deki görevi haricinde eleştirmeyi en azından 1 seneliğine bırakmalıyız. Onun üstündeki baskıyı ve Fenerbahçe Ülker'deki ekstra sorumluluğunu da düşünerek, gerektiğinde ona sahip de çıkmalıyız.

Ardından Tanjevic oyuncu seçimlerinde bazı değişiklikler yapmalı. İlk All-Star olma başarısını gösteren Türk olma ünvanını elinde bulunduran, Avrupa'da Hidayet ile birlikte yüz akımız olan Mehmet Okur'la arasındaki sorunları çözerek başlamalı işe. Gerekirse bu konuda federasyon başkanı Turgay Demirel de devreye girmeli. Mehmet Okur gibi fiziği kuvvetli ve çok yönlü bir uzuna kesinlikle ihtiyacımız var. Onun kadroda bulunması her zaman avantaj bizim için. Takıma yeniden katılması da Hidayet'in yanında diğer oyunculara da ekstra bir motivaston olacaktır ayrıca.

Memo'dan başka Kerem Gönlüm'ün kadroda yer alamaması halinde, Ermal'e yönelilmeli. Tabi gözler Ermal'e çevirilirken, Ermal'in de eski formunu yakalaması lazım. Fizik ve kondisyon olarak toparlanmalı ilk başta. Kendisiyle ilgilenen Efes Pilsen veya Galatasaray Cafe Crown'la anlaşması da, onun adına olumlu olur. BBL yeniden eski performansına kavuşması için önemli bir şans onun için. Kerem Gönlüm'ün 6 aydan aşağı bir ceza almayacağı ve cezası bittiğinde de ciddi şekilde maç eksiği olacağını göz önünde bulundurduğumuzda, büyük ihtimalle Kerem Gönlüm'den yoksun olacağız 2010'da.

Bir diğer pota altı silahımız Kaya Peker'in de kadroda düşünülmesi lazım. Onun gibi yırtıcı ve boyalı alanda etkili olan, aynı zamanda da blok tehditi bulunan bir uzuna her zaman ihtiyacımız var. Gerek hırsı, gerek tecrübesiyle takıma önemli katkı sağlar. Tabi bunun için Efes'te geçen senekine benzer bir performans göstermesi lazım en başta.

En önemli dış tehditlerimizden biri olan ve çok yüzdeli şut atan Serkan Erdoğan'ın da sakatlıklardan uzak bir yıl geçirmesi lazım. Türk Telekom forması altında BBL'ye dönmesine rağmen, sakatlıklar nedeniyle bir türlü form yakalayamamıştı. Onun fizik olarak hazır olması, sabit şutör olarak değerlendirebileceğimiz oyuncu tipine uygun olduğundan, bizim açımızdan son yıllarda sıkıtnı yaşadığımız sıkıntıyı giderebilir.

Aynı şekilde sabit şutör diyebileceğimiz bir başka isim olan, çok yetenekli olmasına karşın, yeteneğini bir türlü tam olarak sergileyemeyen Cenk Akyol'u da yeniden kazanmamız lazım. Dış sayı tehditinin yanında, etkili penetrelerinin de bulunması, bizim için önemli bir artı. Aynı zamanda Cenk Akyol'un takıma dönüşü bench zenginliğimizi de arttırır. O gerçekten çok yetenekli bir oyuncu, yeterki kafa olarak toparlansın ve maçlara konsantre olsun.

Bunlar nedenleriyle beraber Tanjevic'in kadroya dahil etmesi gereken isimlerdi. Tabi bunları kadroya alırken bazı oyunculardan da vazgeçmeli. 2 isim kafadan belli gibi. Bekir Yarangüme ve genç Barış Hersek'in 2010'da kadroda yer almama ihtimali çok kuvvetli. Bu 2 oyuncunun yanında, Tanjevic çok sevdiği 2 uzunun birinden de vazgeçmeli. Semih Erden veya Oğuz Savaş'tan biri, çok üst düzey bir performans göstermemesi halinde kadroya alınmamalı. Mehmet Okur ve Kaya Peker'in kadroya dahil edilmesi halinde, fizik yapısı kuvvetli 2 oyuncumuz olacağından, aynı tip fizik yapısına sahip olan ve tecrübe bakımından bu iki ismin gerisinde kalan Oğuz Savaş'tan vazgeçilmesi isabetli olabilir. Ömer Aşık ve Semih Erden'in aynı anda kadroda bulunması bizim için bir avantaj olacaktır çünkü. Bunun yanında Engin Atsür'ün sezon içinde göstreceği performansa bağlı olarak, Mehmet Yağmur veya Tutku Açık da oyun kurucu pozisyonuna düşünülebilir.

Tanjevic'in oyuncu seçimlerinde yapması gerekenlerden de bahsettik. Oyun sistmemi, rotasyon planlaması, oyunculardan nasıl en iyi şekilde verim alacağı zaten ona kalmış. Ben onu en iyi şekilde başaracağına inanıyorum. Zaten Slovenya maçı ve Yunanistan maçının bazı bölümleri hariç bunu en iyi şekilde de yaptı. Bir diğer önemli unsur da hakemler. Turnuvanın hakemlerinin de 8 yıldır(ülkemizde düzenlenen 2001 Avrupa Şampiyonası da dahil) yaptıklarının aksine adil düdükler çalması lazım. Diğer tüm turnuvalarda olduğu gibi ev sahiplerinin leyine doğru olmayan kararlar vermeseler de olur, yeter ki adil davransınlar, oyuncularımızın emeklerini bir-iki düdükle yok etmeye çalışmasınlar.

Seyirci bakımından kimsenin en ufak bir kaygısı olmasın. Biz Türk seyircisi olarak, öyle Polonyalılar gibi takım öndeyken ve fark atarken destek verip, takım gerideyken susmak yerine, tüm dünyaya 2001'de olduğu gibi rakip takım üzerinde nasıl baskı kurulacağını bir kez daha göstereceğiz ve maç bitene kadar hiç susmayacağız. Nowitzki gibi kritik anlarda eli hiç titrmeyen ve isabet oranı hiç bozulmayan bir oyuncuya, tüm konsantrasyonunu bozarak 6/13 serbest atış attıran bir seyirci topluluğu olduğumuzu unutmamalıyız, unutturmamalıyız.

2010 Avrupa Şampiyonası'na kadar oyuncularımıza, Tanjevic'e ve yoğun bir çalışma temposu içinde olan federasyon başkanı Turgay Demirel'e sahip çıkmalıyız. Başarı için önce bunun gerektiğinin bilincine varılmalı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder